content="H8_dW8N50K6xyEIqIf12V94s28Y81ejdq4bbdeH7ITk" /> content='H8_dW8N50K6xyEIqIf12V94s28Y81ejdq4bbdeH7ITk' name='google-site-verification'/> Paylaşim Vadisi: Temmuz 2017

13 Temmuz 2017 Perşembe

Nazar,Göz Degmesi,Büyü,Sinir,Cinlıler,Bekeret

BUYU NAZAR GİBİ SERRİ ŞEYLERDEN KURTULMAK İCİN:
1. 7 DEFA  FATİHA
2 .7 DEFA  AYETEL KURSİ
3 .7 DEFA  KAFURUN
4. 7 DEFA İHLAS
5. 7 DEFA FELAK
6. 7.DEFA NAS
Okunup kişinın ustune veya kendi okuyup kendıne, kaldıgı odaya eve bahceye ufurebılır. Bir kaç gün yapmaya devam edılmeli...

Cinlerden korunmak ıcın 200 DEFA

“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” cekilir. 

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Kapı Komşu

İçim nasıl da acıyor, olmuyor olanlara duyarsızmış gibi katlanmaya çalışmak. Sapıkların, katillerin, sahtekarların, dolandırıcıların kol gezdiği dünyada bu tür mahlukların mağduriyetine uğrayan güzel insanların acısını hissederek bilerek yaşamak en ağır ceza kör vicdanlarımıza. Bombalardan, tecavüzlerden kendilerini ve yavrularını kurtarmak niyetiyle tüm riskleri göze alarak sığınabileceği bir ülke ararken Türkiye'yi hem din kardeşi olması hem de en yakın komşu olması nedeniyle tercih ettiklerinde akıllarına dışlanacakları, her adi suçlarda ilk kendilerinin suçlanacaklarını getirmemişlerdi elbette. Deyim yerindeyse 'can derdine' düşmüşlerdi. Biz ne yaptık peki? Bencil duygularımızla hareket ederek, horladık, hakir gördük, insan değil de sokak ortasındaki bir çöp gördük. Ayağımızla bile kenara itmeye iğrendiğimiz. Hep dehşet senaryoları ürettik. 'Ya bir gün başımıza bela olurlarsa, çok çocuk yapmalarını kendimiz için daha büyük bir tehlike olarak gördük. Oysa ki onlar da ülkemizde birer sığınmacı olduklarının bilincinde olabildiklerini, anavatanlarına biraz ortalık durulduğunda dönmek isteyebileceklerini hiç düşünmek istemedik. Hatta en son karnında yavrusuyla, henüz on aylık çocuğuyla tecavüze uğrayıp hunharca başları sarmısak döveciyle ezilircesine taşla defalarca vurularak ezilip öldürülmelerine kimimiz sevindik bile. Üç sığınmacı eksildi işte. Biz büyüdük değil mi, her insanın rızkını tayin eden Allah'ın emanet gönderdiği insanların rızkı bizimkini çoğalttı öyle mi? Ha bir de bir hane eksildi bize bir yer açıldı. Sığamadığımız ve bölünmesi için elimizden geleni yaptığımız ve ölen dünya güzeli anne, karnındaki bebeği, on aylık yavrusunun durumuna düşmeyeceğimizin garantisi varmış gibi ne çok şımardık. Babanın asil duruşuna ne demeli. Karısı ve çocuklarının kazada öldüklerinin söylenmesini istemesi. Nedeni; Türkiye'ye söz gelmemesi. Buna show diyenlerimiz de oldu tabii. Oysa neler diyebilirdi, daha ne kaybedecekti dese? Vatanı yok, ailesi yok. Kendi canı da gitse ne olacaktı ki? Kurtulmuş olurdu onun da canına birileri kast etse. Allah güzel insanların yardımcısı olsun, iyi insanları her kötü durumdan uzak etsin. Dokuz rızkın birini yiyen sekizini bırakan Allah'ın misafirlerini ağırlayamadığımız, emanetine hiyanet ettiğimiz için Râb'bim bizleri affetsin. CENNET mekan güzel anne ve çocukları ilk başta siz affedin bizi...

7 Temmuz 2017 Cuma

Mayo, plaj giyim Ve aksesuarları. Mayo'dan çıkan en son Moda

Sanırım
Bikini her zaman kazanacak, 
Çünkü insanlar güneşi hissetmek isterYaz aylarında Miami'de, parlak pembe renklerle,"Alıcılar yumuşaklığa önem verirler.
Ve kadınsı katkılarla konfor, narin
Katmanlı, ikinci cilt nötr, karmaşık
Dantel ve romantik nakış "diye ekliyor.
Sade kullanımın aksine
Iç çamaşırı ve ev kıyafetleri eğilimleri, mayo
Her zamankinden daha yüksek sesle duyulması bekleniyor.
"Alıcılar canlı turunçgil tonu bulacak ve
Egzotik tropiklerin yanında dekoratif baskılar
Ve yeni SS18'de sportif geometriler
Yüzme koleksiyonları,

6 Temmuz 2017 Perşembe

Güzel Kokuyla Gelen Mutluluk

Beyin koku merkezi, duygularımızın,
korkularımızın ve hafızamızın
sistemi olarak da bilinen limbik
sistemle çok yakından ilişki içinde.
Bu nedenle olsa gerek, hoş kokular
ruh halimizi etkiliyor, kendimizi
iyi hissettiriyor. Kişisel deneyimlerimizin
sonucu değil, bilimsel araştırmaların
sonucu bu cümleler. Kokular
aynı zamanda bilişsel yeteneklerimizi
de etkiliyor. Araştırmacılar kokuların
beynin duygularla ilgili bölümünü
uyardığını, bu nedenle verilen
kararların mantıklı olmayıp daha
duygusal olduğu sonucuna ulaşmış.
Kokunun algılanması sadece tek
başına bir kokunun hissedilmesi
değil, aynı zamanda bu kokuyla
ilgili deneyim ve duyguları da içeriyor.
Kokular güçlü pek çok duygusal
tepkiyi çağrıştırıyor. Kokuya
karşı oluşan tepkilerle ilgili yapılan
araştırmalarda bir kokuyu beğenip
beğenmememizin temelinde yatan
şeyin sadece duygularla ilişkili olduğu
söyleniyor. Çünkü koku almaçlarının
hipokampüs, koku korteksi
ve talamus ile korku, kızgınlık
gibi duygusal tepkileri kontrol eden
limbik sistemle doğrudan ilişkili olduğu
biliniyor.
Kokusuz spreylerlerle yani plasebo
yöntemiyle yapılan deneylerde
daha güvenilir sonuçlar da elde
edilmiş. Bu çalışmalarda görülmüş
ki katılımcılar aslında hiçbir kokusu
olmayan spreye “güzel koku” şeklinde
tepki göstermiş ve kokunun güzel
olduğunu düşünmelerinin daha
neşeli olmalarını sağladığı görülmüş.
Başka bir çalışmada ise kokuların
hoşluk derecesine göre beynin
sağ ve sol yarıküresindeki koku kortikal
sinir hücrelerinin etkinliklerinde
farklılıklar bulunmuş. Bu çalışmalarda
olumlu duyguların beynin
sol yarıküresinde işlendiği, olumsuz
duyguların ise sağ yarıküresinde işlendiği
iddia ediliyor.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Tramvay İkilemi


Bir tramvay yolunun yakınlarındasınız . Derken uzaktan yaklaşan
tramvayın sesini duyuyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki tramvay yolunun
üzerinde ellerinde aletler olan beş işçi. Ama çok geç, işçiler toparlanıp
kalkana kadar tramvay onları çoktan ezip geçmiş olacak. Birden
makası kontrol eden kolun tam yanınızda olduğunu görüyorsunuz.
İkilem bu ya, diğer yolun üzerinde de biri olduğunu fark ediyorsunuz.
Ne yapardınız? Kolu çekip beş kişinin hayatını kurtarmak için
tramvayı o bir kişinin üzerine yönlendirir miydiniz?
Senaryoyu biraz değiştirelim. Bu sefer tramvay yolunun üzerindeki
üst geçittesiniz. Tramvay yine beş kişinin üzerine doğru ilerliyor. Yanınızda
bu trajik duruma sizinle birlikte şahit olan cüsseli bir adam
var. Biliyorsunuz ki adamı köprüden iterseniz o iri cüssesiyle yolu tamamen
tıkayacak ve beş kişinin hayatı kurtulacak. Bu durumda kararınız
ne olurdu?
Felsefeci Philippa Foot ve Judith Jarvis’in ortaya attığı “tramvay
ikilemi” sonuçlar açısından aynı olsa da duygular işin içine girdiğinde
insanoğlunun nasıl farklı karar verdiğini gösteren etkili bir örnek. Bu
sorulara muhatap olan birçok kişi birinci senaryonun sonundaki soruya
olumlu yanıt verirken ikinci senaryodakine olumsuz cevap veriyor.
Hemen belirtelim, azınlıkta kalsalar da “beş kişinin hayatını kurtaracak
şekilde davranır ve adamı köprüden iterdim” diyerek faydacı
yaklaşımı elden bırakmayanlar her zaman oluyor. Faydacılık, en fazla
faydayı sağlayan seçeneği seçtiğimizde doğru hareket etmiş olacağımızı
savunan felsefi bir akım. Yine de birçoğumuz için ikinci durumda
faydacı davranmak ahlaki değil. Sonuçlar açısından her iki durum
da aynı, ancak birçok felsefeciye göre iyi bir amaç için de olsa kötülük
yapılamaz.
Tramvay ikilemindeki sorular yöneltildiğindeki beyin aktiviteleri
ölçülen denekler birinci senaryoyu düşünürken dorsolateral prefrontal
kortekslerinin ön bölgelerinde hareket görülüyor. Duyguların
daha çok dâhil olduğu ve faydacı yargılar veremediğimiz ikinci senaryoda
ise cingulate korteksin ön bölgesinde etkinlik artıyor ki bu
bölge beynimizin yanıt çatışması yaşadığımız durumlarla ilişkilendirilen
bölgesi.
Tramvay İkilemi
Bilim ve Teknik Ocak 2012
>>>
33

Nasıl Karar Veriyoruz?

Gün içerisinde aldığınız kararları bir düşünün. Kıyafet ve yemek seçiminden yapılacak işlerin sıraya konmasına,
dolmuşa mı binsem otobüse mi, çay mı içsem kahve mi gibi sorulara verdiğimiz yanıtlara kadar, gün boyu verdiğimiz
kararların listesini yapsak binlerce satır tutar. Çoğu kararı birkaç saniye içinde veriyoruz. Ya insan ilişkilerinde
davranışlarımızı belirlerken, söyleyeceğimiz kelimeleri seçerken verdiğimiz, milisaniyede gerçekleşen kararlar?
Tüketici olarak onlarca seçenek arasından yaptığımız tercihler? Bir de tabii iş ve eş seçimi gibi daha uzun
dönemde verdiğimiz hayati kararlar var. Ama herhalde hiçbiri bir komutanın savaşın kritik bir anında verdiği,
ülkelerin geleceğini etkileyen ve bazen saniyeler içinde verilmesi gereken karar kadar zor değildir.
Yukarıdaki sorular nöroloji, ekonomi, psikoloji,
bilişsel bilimler, bilgisayar bilimleri
ve yapay zekâ gibi birçok disiplinin kesişim
noktasında. Ancak her bir disiplinin odaklandığı
soru farklı. Ekonomistler tüketici davranışlarını
ve aldığımız ekonomik kararları incelerken,
psikologlar kişisel kararlarımız, bilgisayar bilimcileri
ise kavramsal kararlarımız üzerinde yoğunlaşıyor.
Nörologlar ise aldığımız ne çeşit bir karar olursa
olsun, karar verirken beynimizde neler olup bittiğini
anlamaya çalışıyor. Sanki beynimizde sürekli
düğmelere basılıyor ve biz de çıkan komuta göre
harekete geçiyoruz. Karar anından önce, yani beynimizde
düğmeye basılmadan önce sinir hücreleri
(nöronlar) arasındaki iletişimin nasıl olduğunu
görüntülemeye çalışan nörologlar bunun için değişik
yaklaşımlar ve teknolojiler kullanıyor.
Peki bilim insanları “nasıl doğru karar veririz” sorusuna cevap olarak bir reçete sunuyor mu?
Doğru kararı vermek için duygularımızı bir kenara atıp akılcı mı davranmalıyız?
Hangi durumlarda duygularımıza ve sezgilerimize güvenebiliriz?
Beynimizin nörolojik karar mekanizmasını çözmek neden zor?
Bu zorluklar aşılırsa yukarıdaki soruları cevaplamak kolaylaşacak mı?
Yanlış hesap Bağdat’tan döner misali, bir gün
beynimizde ilerleyen, yanlış kararla neticelenecek bilgi akışının
bir nörondan geri döndürülüşüne şahit olacak mıyız?

Yaşlı Hücrelerden Kurtularak Gençleşilebilir mi?

Bilim insanları dokularımızda kalan eskimiş hücrelerin
yaşlanmaya yol açtığını varsayıyor. Geçtiğimiz
yıl yapılan bir araştırma bu hücrelerin yaşlanmayı
desteklediğini ve bu hücreleri çekip almanın bizi
daha uzun süre sağlıklı tutabileceğini gösterdi.
Vücudumuzdaki belirli hücreler defalarca bölünerek
dokularımızın yenilenmesini sağlayan hücre
değişimlerini sağlıyor. Ancak bu hücreler vücuda
zarar da verebiliyor, çünkü kanseri tetikleyen genetik
hasarları bünyelerinde biriktiriyorlar. Bu yüzden
de belirli sayıda bölünme geçirdikten sonra yaşlanma
sürecine giriyorlar. Canlı kalıyorlar, ancak bölünemiyorlar
ve dolayısıyla kanser başlatamıyorlar.
Ancak bu şekilde vücudu tehlikeden koruyor gibi
görünen yaşlı hücreler aslında bazı zararlı özelliklere
sahip. Büyümeyi uyarıcı ve dokuları çözücü kimyasal
maddeler salgılayarak tümörlerin büyümesini ve
yayılmasını tetikliyorlar. Yaşlı hücrelerin marifetleri
ayrıca yaşlanmayı da çeşitli şekillerde, örneğin çevre
dokulara zarar vererek ya da ileri yaşların karakteristik
uzun süreli yangılarını azdırarak hızlandırabiliyor.
Ancak bu süreçlerin ayrıntılarını çözümlemek
araştırmacılar için pek kolay olmadı.
Araştırmacılar bu süreci daha iyi anlayabilmek
için genetik mühendisliği ve çaprazlamalar yoluyla
iki özelliğe sahip bir fare soyu oluşturdu. Bu fareler
yaşamlarının erken dönemlerinde katarakt, kas güçsüzlüğü,
damar sertliği gibi yaşlılık komplikasyonları
yaşayarak genç yaşta ölüyordu. Farelere enjekte
edilen bir ilaç, pek çok yaşlı hücre için işaret sayılan
ve bu hücrelerin bölünmeyi bırakmasına yardım
eden p16INK4a proteinini üreten hücrelerin vücut tarafından
öldürülmesini tetikliyordu.
İlaç verilen fareler daha uzun yaşamadı ancak daha
sağlıklı yaşadıkları görüldü. Araştırmacılar yaşlı
hücreleri temizlemenin kataraktın ve kas zayıflığının
başlamasını geciktirdiğini belirledi. İlaç alan fareler
ilaç almayan kardeşlerine göre koşu bandında
daha uzun süre koşabiliyor ve daha zorlayıcı alıştırmaları
yapabiliyordu. İlaç uygulaması ayrıca yaşlıların
sorunlarından biri olan vücut yağındaki azalmayı
da engelledi. Yaşla ilgili bazı sıkıntılar, örneğin damar
sertliği ilaç uygulamasından etkilenmedi çünkü
muhtemelen bu sorun p16INK4a üreten yaşlı hücrelerin
birikiminden kaynaklanmıyor.
Fareler ilacı yaşlanma belirtileri göstermeye başlamadan
almasa bile ilaç yine de bazı faydalar sağladı.
Bu bulgu hayli heyecan verici, çünkü bu bilim insanları
bir gün yaşlı hücreleri insan vücudundan temizleyecek
bir ilaç bulursa, bunun sadece gençlerin
değil yaşlıların da işine yarayabileceğine işaret ediyor.
Benzer bir ilacın insan için geliştirilip geliştirilemeyeceğini
araştırmalar gösterecek, ancak bu çalışma
yaşlı hücreleri hedefleyerek ve etkilerini bertaraf
ederek yaşam kalitemizi artırabilme olasılığını ortaya
koyuyor.

Tuaf Gezenler

Güneş Sistemi dışındaki gezegenler olan ötegezegenlerle
ilgili keşifler bilim insanları için bile şaşırtıcı
olmaya devam ediyor. Kayda geçen 700’ün üzerindeki
ötegezegeni inceleyen araştırmacılar Güneş Sistemi’ndekilerden
farklı gezegenlerle karşılaşmakla kalmıyor,
tamamen farklı gezegen sistemlerinin tuhaflıkları
karşısında gezegenlerin nasıl oluştuğuna ve
yörüngelerine yerleştiğine ilişkin bilgilerini gözden
geçirme ihtiyacı duyuyor.
Bu yöndeki en şaşırtıcı keşiflerden biri Şubat ayında
duyuruldu. 156.000 yakın yıldızda gezegen geçişinden
dolayı oluşabilecek parlaklık azalmalarını takip
etmekte olan NASA’nın Kepler Gözlemevi’ne
ait verileri gözden geçiren astronomlar, Dünya’dan
2000 ışık yılı uzaktaki Kepler 11 yıldızının yörüngesinde
dönen, en az üçü gaz devi Jüpiter kadar büyük
toplam altı büyük gezegen buldu. Gezegenlerin beşi
yıldıza Merkür’ün Güneş’e olan mesafesinden bile
yakın yörüngelerdeydi. Altıncı gezegen Venüs’ün
Güneş’e uzaklığından biraz fazla bir mesafedeydi.
Astrofizikçilerin büyük gezegenlerin, kendi çevresinde
dönmekte olan bir yıldızın çevresinde dönen
gaz ve toz diskinden nasıl oluştuğuna ilişkin iki
kuramı var. Biri büyük gezegenlerin ana yıldızlarından
görece uzakta oluştuğu ve zamanla ona yaklaştığı
yönünde. Diğer kuramsa gezegenlerin bulundukları
yerde oluştuğunu söylüyor. Kepler 11 sistemi her
ikisine de uymuyor. Modellemeciler beş büyük gezegenin
birden yıldıza nasıl bu kadar yaklaşmış olabileceğini
ya da bulundukları yerde oluşmalarına yetecek
kadar malzemenin orada nasıl bulunmuş olabileceğini
açıklayamıyor.
Geçen yılın ötegezegenlere ilişkin sıra dışı keşiflerinden
biri de, ana yıldızının dönüş yönünün tersine
bir yörüngede hareket eden gaz devi HAT-P-6b’ydi.
Bu keşif böyle “ters” yörüngeli ötegezegenlerin uzamakta
olan listesine eklenmiş oldu. Gezegenler yıldızın
çevresinde dönen malzeme diskinden oluştuğu
için yörüngelerinin yıldızın dönüş yönüne uygun olması
bekleniyor. Ancak geçtiğimiz yıl yapılan bilgisayar
simülasyonları başka bir gezegenin ya da ana gezegenden
daha uzaktaki bir kahverengi cücenin kütleçekiminin,
gezegeni orijinal yörüngesinden şaşırtabileceğini
ve yıldızı ekvatoral düzleminin dışında bir
yörüngeye oturtabileceğini gösterdi. Yörünge gitgide
eğikleşiyor ve sonunda bir noktada yatık hale geliyor.
Geçen yıl araştırmacılar ayrıca ikili bir yıldız sisteminin
çevresinde dönen bir ötegezegen keşfetti. Bu
sürprizli keşif de yine gezegenlere ilişkin yeni modeller
gerektiriyor. Geçen yılın ilginç keşiflerinden
biri de yerçekimsel mikromercekleme yoluyla bulunan,
yakınlarında bir yıldız olmaksızın uzayda serbest
olarak gezinen 10 gezegene ilişkindi. Bu gezegenlerin
oluştukları gezegen sisteminden kopmuş
olabileceği sanılıyor.
Tüm bu keşifler gezegenlerin oluştuktan sonra
belirli bir düzene girene kadar gösterebilecekleri sıradışılıkları
gözler önüne seriyor.

Yaptığınız Şarkı Hit Olur mu? Bilgisayara Sorun Söylesin


Bugüne dek etrafta sıkça duyduğunuz şarkıların
neden diğerleri arasından sıyrılarak bu kadar popüler
olduğunu merak ettiyseniz, İngiltere’nin Bristol Üniversitesi
araştırmacıları
bu soruya cevap
verebileceklerini
düşünüyorlar.
Araştırmacılar,
geçtiğimiz 50 yıl
boyunca listelerde
ilk 40’a girmeyi
başaran şarkılar
üzerinde yaptıkları
analizlerle herhangi
bir şarkının
hit olup olmayacağına
dair 23 farklı
parametre belirlemişler.
Harmonik
yapı, ritm ve dansa
uygunluk gibi başlıklardan oluşan
bu parametrelere bakarak yeni
yazılmış bir şarkının hit olup olmayacağını
daha piyasaya çıkmadan
yüzde 60 doğrulukla bulabileceklerini
söylüyorlar. Yüzde
40’lık yanılma payı ise daha çok
pazarlama, reklam, dağıtım ve
imaj gibi konularla ilgili.
Bu noktada ekibi en çok zorlayan ise müzikal altyapıyla
ilgili olmayan sebeplerle listelerde yükselen şarkılar
olmuş. Kimi zaman bir olaya duyulan tepki, bir
başka sanatçıyla
olan rekabet veya
bir diğer şarkıyı listede
geriye düşürme
çabası yüzünden
müzikal kaliteden
bağımsız olarak
bazı şarkıların
üst sıralara çıkmasının
algoritmayı biraz
zorladığı söyleniyor.
Projenin web
sitesine scoreahit.
com adresinden
ulaşabilirsiniz. Konuya
dair biraz daha
derinlemesine
bilgi edinmek için Wired’in www.
wired.com/underwire/2011/12/
hit-potential-equation adresindeki
detaylı makalesine de göz atmakta
fayda var.
Uygulama geliştiricilerin karşılaştıkları en büyük
sorunlarından biri, uygulamaların beta, yani ön sürümünü
deneyerek gelişim konusunda kendilerine yol
gösterecek kullanıcılara ulaşmakta
zorlanmaları olsa gerek. Bununla
birlikte internette yenilikleri
seven ve öncelikli olarak denemek
isteyen hatırı sayılır bir kullanıcı
kitlesi de mevcut. İşte birileri
internet üzerinde farklı yerlere
dağılmış olan bu iki potansiyeli
nasıl toplayıp bir araya getiririm
diye düşünmüş ve ortaya Betabait
çıkmış.
Betabait, yazılım geliştiricilerin
beta aşamasındaki ürünlerini potansiyel
kullanıcılarla buluşturmalarını sağlarken, kullanıcılara
da seçtikleri ürünleri öncelikli olarak deneme
ve geliştirme sürecinin bir parçası olma vaadi sunuyor.
Bunun için siteye girip geliştirici veya kullanıcı
olarak kaydınızı yaptırmanız yeterli. Site kullanıcılara
her gün sisteme yeni eklenen demo
sürümlerin bir listesini gönderiyor
ve seçimi size bırakıyor.
Siz de listede denemek istediğiniz
bir şeyler varsa kaydınızı yaptırıyor
ve ürünün beta kullanıcıları
arasındaki yerinizi alıyorsunuz. Sitenin
daha çok web tabanlı, sosyal
ve mobil uygulamalar üzerine
odaklanacağı söyleniyor. Bakarsınız
geleceğin Facebook veya
Twitter benzeri yeni platformunun
ilk kullanıcıları arasında yerinizi
alıvermişsiniz. Detaylar ve kayıt için betabait.com
adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yenilikleri Sevenler İçin Betabait Yayında
Yaptığınız Şarkı Hit Olur mu? Bilgisayara Sorun Söylesin
Yeni geliştirdiğiniz yazılımı iyileştirmek
için beta kullanıcılarına ihtiyaç
duyuyorsanız veya yenilikleri tecrübe
etmekten hoşlanıyorsanız,
Betabait’e kaydınızı yaptırmakta
fayda var.
Araştırmacılar, 50 yıllık şarkıların analizi sonucunda
ortaya çıkan 23 parametreye dayanarak yeni bir
şarkının hit olup olmayacağını yüzde 60 doğrulukla
tahmin edebileceklerini söylüyorlar.
Bilim ve Teknik Ocak 2012
ldaskiran@gmail.

Yaratıcı bireyler


Termodinamik yasaları